rusçuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rusçuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2014 Pazartesi

PASKALYA ' ya DENK GELMİŞİM

Yaklaşık bir hafta kadar önceydi: Halen Bulgaristan'da yaşayan 88 yaşındaki amcamın hasta olduğu ve hastaneye kaldırıldığı haberi geldi. Rahmetli babamın ikiz kardeşi - baba yarısı, gitmem lazımdı. Çok şükür ki yeşil pasaportum var, apar topar hazırlandım ve yola çıktım.
Otobüsle 5 saatte Eskişehir'den İstanbul'a, oradan da 12 saatte Ruse, Osmanlı zamanındaki adıyla Rusçuk'a vardım. Rusçuk, Bulgaristan'ın en kuzeyinde, Tuna nehri kıyısında, Romanya sınırında.
Hastanenin ilk ziyaret gününde amcamı görmeye gittim. Çok hafif bir felç geçiriyordu ve şükürler olsun ki hızla iyileşiyordu. Evde onu endişeyle bekleyen yengem ise tamı tamına 94 yaşında ve onun moraline de itina etmek gerekiyordu. Her ikisinin de maşallahları var, ne de olsa eski toprak onlar.
Hazır Rusçuk'a gitmişken, uzun yıllar geçmesine rağmen aramızdaki bağı koparmadığımız bir ilkokul arkadaşımı ziyarete gittim. Evindeki boyalı yumurtaları görünce Paskalya bayramına denk geldiğimi anladım. 

Bulgaristan'daki hristiyanlar Ortodoks olur ve onların dini bayramları da bizimkiler gibi her yıl birkaç gün ötelenir. Bu yıl 20.Nisan Pazar gününe denk gelmiş.
Paskalya gününde İsa Peygamberin çarmıha gerildikten sonra göğe uçtuğu yani bir bakıma yeniden doğduğuna inanılır. O gün için önceden renk renk yumurtalar boyanır, paskalya çörekleri yapılır.
Paskalya çöreğinin yapımı çok zahmetlidir ama sonuçta pamuk şeker kadar yumuşak, puf puf kabarmış, tel tel ayrılan, hafif tatlı bir çörek elde edilir. O gün neler yapıyorsunuz diye sordum. 
O gün, kilisedeki ayine katılmışlar. Kilisenin içinde başlayan ayin, kilisenin etrafını üç defa tavaf ederek devam etmiş. Sonra herkes yanında getirdiği mumları kilisedeki mumlardan yakarak evine götürmüş. Yol boyunca mumun sönmemesi için böyle fenerlerin içinde taşıyorlarmış.

Paskalya bayramından sonraki ilk Cuma günü, komşu ve tanıdıklarına paskalya çöreği ve sadece kırmızı yumurta götürürlermiş. Dileyen bunlara başka bir hamur işi daha ilave edebilirmiş. Bu adet, bizim arife günleri ve kandil günlerinde yaptıklarımıza benziyor.
Bu iş için son zamanlarda tek kullanımlık bu şirin desenli tabakları kullanıyorlarmış. Yumurta şeklinde ve en çok da tavşan desenli oluyorlarmış.

Dönüşte, yanımda bu tabaklardan birkaç tane ve paskalya çöreği götürmeyi ihmal etmedim.
Yine aynı yollardan, yaklaşık 19 saat yolculuktan sonra evime döndüm. 
Bütün hastalara, şifa bekleyenlere Allah'tan acil şifalar diliyorum. Hasta bakanlara da  güç kuvvet ve kolaylıklar diliyorum.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

BİRAZ NOSTALJİ

Eski resim kutusunu düzenliyordum. Baktım, her dönemin giyim, saç, ayakkabı modası çok farklı. Fotoğraf çekimleri, mekanları ile çok ilginç geldiler bana, sizinle de paylaşmak istedim. 
Hadi gelin zamanda yolculuk yapalım, 80 yıl geriye gidelim. 1930 - 1935 yılları arası, şimdiki Bulgaristan ile Romanya sınırında, Tuna nehri kıyısında, Osmanlı zamanında Tuna Vilayeti başkenti olan Rusçuk      ( Ruse ) şehrine gidiyoruz.


En büyük halam ( ayakta, yelekli ) arkadaşlarıyla.
 

Yine en büyük halam ( soldan ikinci ) arkadaşlarıyla.
 

Arkadakiler soldan itibaren, babaannem, büyük yengem ve babaannemin kız kardeşi. Öndekiler halalarım. Nesiller arası giyim farkları nekadar ilgi çekici.


Beş kardeş bir arada ; İkiz kardeş olan babam ve amcam ile halalarım.