
Mila ile 6. günümüz...
İstanbul' a ilk defa gelen bir yabancı ilk olarak nereye götürülür...Sultan Ahmet meydanına. Ben de aynen öyle yaptım.



Fatih de İstanbul'u fethettikten sonra ilk olarak bu kapıdan girmiş ve aynı yoldan ilerleyerek Aya Sofya'ya gitmiş.
Eveet, biz de oradayız işte.


Karşımızdaki bina, 1500 yıldır oradaydı, neler neler görmüştü kim bilir... Türkler İstanbul'u ele geçirdiğinde bile 900 yaşındaymış.
Arkamızdan gelen neşeli seslere doğru dönüp baktğımızda renkli elbiseleriyle macuncuyu gördük. Bana soran gözlerle bakan Mila'ya, ne olduğunu anlatınca; "Haa,çubukta şeker...Demek ki lolipop, horoz şekeri fikri buradan geliyor !"





Bu konuları daha çok konuşacaktık, yolda, yemekte, kahvelerimizi yudumlarken.
Dinlenip toparlandığımıza kanaat getirince tekrar yollara düştük. Cağaloğlu'dan aşağıya doğru yürüdük, Eminönü'ne indik. Mila neredeyse adım başı fotoğraf çekiyordu.
Olmazsa olmazlardan biri, Mısır çarşısına gittik. Aman Allahım, ne kalabalık ! Bizim esnaf meğer kendini turizme çok iyi hazırlamış, her dili bülbüller gibi konuşuyorlar.
devam etti, baktı gene yok Rusçaya geçti. Çözemeyince "Wher are you from?" diye ısrar etti. "Türkçe konuş, Türkçe !" deyince, bastı kahkahayı.
Mila'nın dikkatini hangi dükkanların çektiğini anlamak için fotoğraflara bakmanız yeterli.
Eve döndüğümüzde pestil vaziyetindeydik ama azimle devam edeceğiz.
Arkası yarın....
.