20 Mayıs 2013 Pazartesi

YABANCI GÖZÜYLE ESKİŞEHİR ( Köprübaşı ve Adalar )

Merhabalar herkese !

Yaklaşık 3 hafta oldu, blogumdan ve sevgili blog komşularımdan uzak kaldım. Büyük yoğunluk ve tatlı yorgunlukla geçen bu günlerde bir taraftan da buralarda neler olup bittiğini merak ediyordum.

Yurt dışından, daha çocukluğumdan tanıdığım ve çok sevdiğim bir arkadaşım geldi. Türkiye' ye ilk defa geldiğinden ayrıca Türkiye ve Türkler hakkında bazı ön yargıları olduğunu bildiğim için kendimi Türkiye' yi tanıtmakla görevli addettim. Bu amaçla önceden bazı hazırlıklar ve gezi programı yaptım ki az zamanda çok yer gezelim görelim diye.

Geçen yıl ben ona misafir olmuştum. Birlikte epey müze ve galeri gezmiştik, dikkatini çeken Türk yazarar ve film yönetmenleri hakkında konuşmuştuk. Türkiye' ye giden arkadaşlarından duyduğu çok olumlu yorumlardan dolayı çok merak ettiğini ve gelmek istediğini söylüyordu. Elbette benim ısrarlı davetlerime de karşılık vermek istiyordu ama onu buralara getiren asıl sebep çok daha başka biriydi : Mevlana Celaleddin-i Rumi.

Hakkında epey araştırmış, okumuş ama en son okuduğu Elif Şafak'ın Aşk romanı belki de bardağı taşıran son damla olmuş. Mevlana ve Şems'in yaşadığı yerleri görmek ve dervişlerin izlerini sürmek için Konya, Ankara ve Kapadokya'yı kapsayan bir turla Türkiye'ye geldi ve dönüşte Eskişehir'de turdan ayrılarak misafirim oldu. 
 








Otogarda kucaklaştıktan sonra eve gitmek üzere tramvaya bindik. Büyük merakla her şeyi dikkatle izliyordu. Şimdiye kadar gezdiği yerlerden çok etkilendiğini söylüyordu. Gördüğü her şey ona çok farklı ve ilginç geliyordu. "Burada nehir var!" dediğinde Porsuk çayı ile tanışmıştı bile.






Evde biraz dinlendikten sonra Köprübaşı ve Adalarda gezintiye çıktık. İlk dikkatini çeken şeyleri sıralamaya başladı : "Sokaklar, heryer çok kalabalık. Özellikle gençler nekadar çok. İnsanlar nekadar sakin, huzurlu görünüyor ve çok güleryüzlüler." Ben dayanamadım : "Burada gördüğün huzur ve sükuneti sakın İstanbul'da arama, hem orası çok daha kalabalık olacak." dedim.



 

Adalar turundan sonra Kızılcıklı caddesine çıktık ve Kanatlı AVM' nin giriş katındaki kafede güzel manzaralı bir masaya yerleştik. Ailelerimizi, çocuklarımızı, yaptıklarımızı konuşa konuşa akşamı ettik. Bahaneyle yabancı dilim tazeleniyordu. 

                                        




Arkası yarın, dileyen gezimize katılabilir...                                                                          
                                                                                

                                                                             





28 Nisan 2013 Pazar

KEDİLİ MUTFAK ÖNLÜK TAKIMI


Mutfak önlükleri yaptıkça hemen gidiyorlar. Ben de mutlu oluyorum tabii. Ama nasıl hissediyorum bıliyor musunuz...
Onları yaparken önce düşünüyor, tasarlıyor, dikiyor, işliyorum ya; Emeğimle birlikte enerjimin de onlara yüklendiğini ve gittikleri yerlere de bu enerjiyi taşıdıklarını ve bu şekilde daha geniş alanlara ulaştığımı düşünüyorum.

"Bu kadın kafayı yemiş " dediğinizi de duyar gibiyim :)  Neyse lafı fazla uzatmadan yeni önlüğümü tanıtayım. Bu seferki esin kaynağım sevimli kedi yavruları oldu.

Önlüğün etrafını, kendim kesip hazırladığım koyu kahverengi biye ile çevirdim. Aplikeleri yine kumaştan keserek nakış ipliği ile elde aplike yaptım. Eldiven ve tutacaklarda ayrıca elyaf kullandım.

Bunlar da esin kaynağım olan kedicikler.

15 Nisan 2013 Pazartesi

KÖŞE DÖNEN HALI GÖRDÜNÜZ MÜ ?


Ben gördüm ! 
Daha doğrusu yaptım,  öyle gördüm. Hatta, moda deyişiyle " Yaptım, oldu! "

Peki nereden icap etti, derseniz... Zaten icatlar hep ihtiyaçtan doğar, değil mi. Benimki de öyle oldu. 
Evin girişine portmanto dolabı yaptırınca, girintili çıkıntılı bir koridor ortaya çıktı. Koridora yolluk halı koyunca giriş kapısının önünde boşluk kalıyordu. Paspas koydum, sakil durdu. Ne yapsam, ne yapsam derken yolluğa köşe döndürmeye karar verdim. 
Ben sonuçtan çok memnunum, bakalım siz nasıl bulacaksınız...








Yolluğu girişin ölçülerine göre falçatayla kestim. Sönra her iki parçaya 45 derecelik açıları işaretledim ve kestim. Oradaki kolon girintisini de kesip çıkarttım. Son olarak  iki halı parçasını ince misina ( hayalet ip ) ile birbirine kabaca diktim. Böylece kaymalarını  önledim veeee yolluğum köşeyi dönmüş oldu.







 


 

5 Nisan 2013 Cuma

HEDİYENİN ÇANTASI DA ÖZEL OLSUN







Tatlı yiyelim tatlı konuşalım, denir ya...
İşte ben de size bu kadar tatlı, nefis ve zevkli bir hafta sonu dilerim. Tadını doyasıya çıkarın.






Birkaç gün önce bir aradaşıma gittim.     Giderken, onun için özel olarak hazırladığım hediyemi de götürecektim. Güzel bir paket yapmıştım ama nasıl bir poşete veya çantaya koysam diye düşünüyordum. Vakit de daraldı, ne yapsam ne yapsam diyordum ki sevgili Senaat'te gördüğüm fikir aklıma geldi. 
Bir ayakkabı markasının karton çantasındaki yazıyı ambalaj kağıtlarından kestiğim kalplerle kapattım. Senaat' inki çok daha özenliydi aslında. Farklı  kumaşlardan kestiği irili ufaklı kalplerle süslemişti. Ama benim o kadar vaktim yoktu, hemen çıkmam gerekiyordu.
Alel acele de olsa, hediyem için özel bir çantam olmuştu ve bu kurtarıcı fikir için sevgili Senaat'e (senaateseri.blogspot.com ) çok teşekkür ediyorum.











Bendeki blog aşkına bakar mısınız... Onca telaşım arasında, gene de fotoğraflamadan evden çıkmamışım. O an neredeyse otomatiğe bağlı olarak yapmışım ki çok farkında değilim. Yayını hazırlarken aklıma geldi ve kendime hayret ettim, vay vay vayyy...




1 Nisan 2013 Pazartesi

KUŞ EVLİ KAPI SÜSÜ veya PANO


Merhaba, herkese güzel bir gün, mutlu bir hafta diliyorum.

Ben keçe işlerini çok sevdim, zevk alarak yapıyorum. Belki de böylesine zevk alma sebebim, sadece bir takım figürleri yapıp yanyana yerleştirmediğimdendir. Çünkü her yaptığım işin bir hikayesi var. 
Mesela bir kapı süsü yaparken kapısını süsleyeceği aileyi gözümün önüne getiriyorum. Ailedeki kişileri, yaşlarını, durumlarını düşünüyorum ve bende uyandırdıkları çağrışımlar sonucunda onlarla özdeşleştirdiğim bir kompozisyon tasarlıyorum. Renklere de bu kompozisyona bağlı olarak karar veriyorum. 
Üç boyutlu tablo gibi ince ince çalıştığım için aslında kapı süsünden çok pano olarak da değerlendirilebilirler.

Vee  yeni yaptığım kapı süsünü takdim ederim. Umarım sizler de beğenirsiniz...



















Diğer kapı süslerimi merak ederseniz, buraya tıklayarak görebilirsiniz.
Hoşça kalın, hepinize sevgiler.

25 Mart 2013 Pazartesi

PEMBE, GÖNLÜM SENDE


Havalar nasıl olursa olsun, bu haftanız çok güzel olsun !

Sabahtan beri yorulmuşunuzdur, hadi biraz ara verin. Size güzel bir çay demledim.

Siz çayınızı içerken sehpa örtüme de bir göz atın. Yine ilkokul yıllarımda yaz tatilinde yaptığım etamin işlerinden. Etamin işlemeye başlama hikayemi ve diğer örtülerimi burada ve burada bulabilirsiniz.

Hoşça kalın.











 



18 Mart 2013 Pazartesi

GÜPÜR DANTEL YELEK


Güzel ve keyifli bir hafta olsun !

Bir dantel modasıdır gidiyor. Nereye baksam, dantel var. Modayla pek haşır neşir olduğumu söyleyemem ama ister istemez gözüme çarpıyor. E göz görünce de gönül istermiş.
Diğer taraftan, benim gibi azıcık dikiş bilenlerin bir dezavantajı var ; Vitrinde bir şey hoşuma gidiyor, "Aa ne güzelmiş, alsam mı? " diye aklımdan geçirdikten sonra "Ama ben bunu dikebilirim." geliyor. Devamında " Benim diktiğim aynısı olmaz ki.", "Ama benim diktiğim tek olur, başka kimsede olmaz."....Böyle bir monolog sonunda galip gelen fikir uygulanır. 
Aynı şeyleri tekrar yaşamadan evdeki kumaşlarıma bir bakayım dedim. Pembeli beyazlı ebruli bir güpür dantel parçası gözüme çarptı. İlk defa görmüyorum elbet ama her defasında, " Güzel ama bu kadar ufak parçadan ne olur ki." deyip geçerdim. 
Bu sefer, dantelin rengine uygun pembe bir saten kumaşla yan yana getirdim ve bunları nasıl kombinleyebilirim diye düşünmeye başladım. Dantelden neredeyse kırpıntı bile kalmamacasına bu yeleği diktim. Özel günlerde beyaz gömlek üzerine giyiyorum.
Elbet mağazadan alınanlar gibi durmuyor ama kendi tasarım ve emeğimi giymek ayrı zevk. Ayrıca evdeki kumaşlardan ikisini eksiltmiş oldum.











 

13 Mart 2013 Çarşamba

SİZ NE GÖRÜYORSUNUZ ?


Belki birçoğunuz biliyorsunuzdur, bu bir göz yanılması testidir. Ama ilk defa kendimi deneme fırsatı buldum. Bana çok ilginç geldiği için sizin de ilginizi çekeceğini düşünerek paylaşıyorum. 
Buradaki figür sağa mı, sola mı dönüyor?

İnsan beyninde, farklı görevleri üstlenen bölgeler varmış. Ama genel olarak sağ beyin lobu duygu- sezgi ağırlıklı, buna karşılık sol beyin lobu ise mantık- analiz ağırlıklı çalışırmış. Buna göre :

Figürün sağ kolu ve sağ bacağı yukarıda, sağa (saat yönünde) döndüğünü görenler, ağırlıklı olarak sağ beyinlerini kullanırlar yani duygu- sezgi ile düşünen insanlar olurmuş.
Figürün sol kolu ve bacağı yukarıda, sola ( saat yönünün tersine) döndüğünü görenler ise ağırlıklı olarak sol beyinlerini kullanırlar yani mantık- analiz ile düşünen insanlar olurmuş.
Her iki tarafa döndüğünü görebilenler ise her iki beyin lobunu kullananlarmış ve duygularla mantığı dengede tutarlarmış.

Etrafımdaki birkaç kişiye gösterdim, hep sağa döndüğünü söylediler. Ben bakarken, bir süre sağa, bir süre sola döndüğünü görüyorum ama sağa daha uzun süreli dönüyor. Bazen de ne oluyorsa bir sağa bir sola fıldır fıldır dönüyor :))

Bakalım siz ne göreceksiniz, merak ediyorum...

11 Mart 2013 Pazartesi

MAVİ MAVİ MASMAVİ


Bu yeni haftada öyle olaylar olsun ki, hep yüzünüzü güldürsün, hep sizi mutlu etsin!

Evdeki dolaplar sanki bilgisayarın harddiski gibi.  Dolabın rafları, çekmeceleri bilgisayarın dosyaları gibi. Sık kullanılanlar, Mevsimlik kullanılanlar, Özel günlerde kullanılanlar, Hiç kullanılmayıp da atılamayanlar gibi.
Bugün, Hiç kullanılmayıp da atılamayanlara bir bakayım dedim. Bunları dolabın en üst, zor ulaşılan yerlerine koyuyorum ya görmeye görmeye neler olduğunu unutuyorum çünkü. Ara sıra bunu yapınca hem onları havalandırmış oluyorum hem ben de hatırlamış oluyorum.
Bazılarına yeni kullanım alanları buluyorum, bazılarını dönüştürüyorum ama çoğu tekrar yerine geri dönüyorlar. Bu sefer bu etamin işlemeyi gözüme kestirdim.


Çok çok eskiden kalın ipliklerle böyle tamamı dolgu etamin işleri yapılırmış. O zamanlar daha koltuk takımları, kanepeler icat edilmediği için sedirler-divanlar kullanılırmış. Bu işlemelerle divanlara örtüler, dayanmak için büyük yastıklar ve arkasındaki duvara da duvar halısı yaparlarmış. Örtü ve yastıklar kullanmaktan yıpranmış olmalı, sadece duvar halısı bana kadar gelmiş.
Bu işlemeden ne yapılabilir diye düşündüm. Kesip doğrayarak, başka kumaşlarla kombinasyonlar yaparak birkaç kırlent yapmaya karar verdim.

Gerçi faaliyete geçince ben daha birçok fikir geliştiririm hatta denerim, o yüzden sonuçta ne çıkacağı konusunda size herhangi bir söz veremem. 
Farklı fikirleriniz varsa, onları değerlendirmeye de açığım. Ölçüleri 110 x 60 cm.










 

6 Mart 2013 Çarşamba

BAHARI BEKLEYEN KUMRULAR

Bu sene bahar erken geldi diyorduk ki, hava soğudu hatta arada kar atıştırıyor. Ama daha ilginç tarafı, bütün bunlar pırıl pırıl bir güneş eşliğinde oluyor. Babaannem bu duruma "eşek donduran güneşi " derdi. Ne kadar "turnayı gözünden vuran" deyimlerimiz var, değil mi. Bir de " ahmak ıslatan yağmur " vardır ya.

Neyse girizgah kısmını fazla uzatmadan bugünkü konumuza gelelim. Yeni mutfak önlüğü takımımı takdimimdir, efendim. Önlüğün etrafını, kendim kesip hazırladığım koyu kahverengi biye ile çevirdim. Aplikeleri yine kumaştan keserek nakış ipliği ile elde aplike yaptım. Eldiven ve tutacaklarda ayrıca elyaf kullandım.



















Detaylı bilgi ve özel siparişleriniz için nowacraft@gmail.com adresine yazın lütfen.

NOWA dükkan için tık tık... 

 

4 Mart 2013 Pazartesi

ESKİŞEHİR'de TİYATRO BAŞKADIR


Yeni hafta yeni fırsatlar getirsin hepinize !

Bundan iki ay kadar önceydi ; Çok sevdiğim bir komşum, tiyatroya gidelim mi, dedi. Gidelim, hangi oyun oynanıyor, dedim. Kanlı Nigar deyince durakladım. Sadık Şendil'in Kanlı Nigar oyununu senelerdir kimbilir kaç defa seyrettim, televizyonda ayrı, sinemada ayrı ( başrolde Türkan Şoray oynamıştı ). Ama çok güzel, beğeneceksin ,diye üsteledi. E hadi gidelim, dedim. 



İyi ki de gitmişim...Bugüne kadar birçok defa seyrettiğim bu oyun çok farklı şekilde sahnelenmiş, dekorları çok güzel ve farklı işlevlerle hazırlanmış, canlı müzik ve kostümler nefis. Oyuncu performansları üst düzeyde. Oyunun daha başında seyirciyi içine alan interaktif bir sunum ve günümüze, özellikle de Eskişehir'e sıkça yapılan göndermelerle hiç düşmeyen bir tempo. Bolca güldüren ama düşündürmekten de geri kalmayan bir oyundu.






Tadı damağımda kalınca, Eskişehir B.Belediyesi Tiyatrosunda oynanan diğer oyunları araştırmaya başladım. Son iki ay içinde toplam 5 oyun seyrettim. Hepsinde aynı yüksek kaliteyi, gelişmiş sanat anlayışını ve büyük emeği gördüm.
                                               

                                       Troyalı Kadınlar - Euripides





                           Bir anarşistin kaza sonucu ölümü - Dario Fo




                                     Toros canavarı - Aziz Nesin 





                                Özgürlüğün bedeli -Emanuel Robles

Bir kez daha, emekli olduktan sonra Eskişehir'e dönmekle ne kadar isabetli bir karar aldığımızı düşünüp mutlu oldum. İstanbul'da her tür sanat faaliyetlerinin zirveleri bulunmaktadır ama uzun mesafeler, ulaşım zorlukları ve birçok başka etkenle  buralara gitmek her zaman mümkün olmuyor. Eskişehir'deki sahneler yürüme mesafesindeler veya daha uzakta oturanlar için tramvayla ulaşım kolaylığı var.
Eskişehir'de oturup da hala gitmeyen varsa, hararetle tavsiye ederim. Üstelik Tam bilet 5,-TL, Öğrenci 3,- TL. Temsil saatinden hemen önce salona gidilse bile, bilet aldığı halde gelemeyenlerin yerine alınabilmektedir.




                               Sanat ve Kültür Sarayı - Opera binası




                                            Haller Kompleksi