21 Mayıs 2013 Salı

YABANCI GÖZÜYLE ESKİŞEHİR ( Odunpazarı ve Kentpark )

Ertesi gün;
Kaç günlük yoldan geliyor, biraz geç kalkar herhalde diye düşünüyordum ki baktım Mila kalkmış bile. Sabah aç karnına kahve içme alışkanlığı varmış. Türkçede kahvaltının kelime anlamını anlattım; Kahve- altı, kahve öncesi yenen öğün. Bayıldı, "Kahveyi çok sevdiğinizi biliyordum ama dilinize kadar girmesi çok hoş !"

Bir taraftan kahvaltımızı yapıyor bir taraftan da gezi boyunca gördüklerini heyecanla anlatıyordu. Kafasına takılanları anlatmaya çalışırken fark ettim ki birçok konuyu bir cümleyle izah etmek yetmiyor. Kültür farkı elle tutulacak kadar apaçık ortadaydı.

Bugün, Eskişehir'in en eski semti Odunpazarı' na gidiyoruz. Tarihi Atatürk Lisesi önünde tramvaydan indik. Yediler parkı ve Alaattin Camii yanından geçtik ve işte Odunpazarındayız. Semt çok çok eskiden sit alanı ilan edilmiş ancak bundan 10 yıl öncesine kadar buradaki bütün evler kaderlerine terk edilmişti ve gün günden yıkılıp kayboluyorlardı.

Taa ki Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen büyük şehir belediye başkanı oluncaya kadar. Şimdi şehrin kültür ve turizm odağı durumunda buralar. 




Şehircilik boyutundaki restorasyon işlerinde organizasyonu yapmak, projelendirmek, ödenek bulmak, usulünce hayata geçirmek çok önemli ve zor işlerdir. Ancak daha sonrası daha da  önemlidir zira restore edilen binaların bir işlevi olması ve insanlarla birlikte yaşaması gerekmektedir. İşte burada bu konu da ihmal edilmemiş. 

Bütün ev ve hanlarda hayat var. Kimi konut, kimi küçük el sanatları atölyesi, butik otel, kahvehane, aş evi, dernek, fırın, çay evi, mantıcı, gözlemeci...

Daracık sokaklardan, cumbalı evlerin arasından, sokak çeşmelerinin yanından yürüye yürüye Kurşunlu külliyesine vardık.  Külliye demek, zamanının kültür ve sosyal merkezi; Okul, cami, kütüphane, hastane, misafirhane...
16. yüzyılın ilk yıllarında, mimar Sinan'dan önceki mimarbaşı Acem Ali tarafından inşaa edilmiş.

Külliyenin yemyeşil huzur veren bahçesi ve her bölümü hizmete açık ve hayat dolu. Bir bölümü düğün salonu, Mevlevihane kısmı ise dünyanın ilk Lületaşı müzesi olarak düzenlenmiş. Duymuşsunuzdur, lületaşı dünyada bir tek Eskişehir'de bulunmaktadır. Beyaz altın diyen de var, almancası olan Meerscheaum (Deniz köpüğü ) diyen de.






 
Atlı Han, küçük küçük atölye- dükkanlar şeklinde düzenlenmiş. Unutulmaya yüz tutmuş eski el zanaatlarına nur yağmış.
Lületaşı, hat, ebru, cam, çini, seramik...

Büyük maharetle çalışan ustaları seyretmek çok zevkli. "Dumanı üstünde" bir ürünü almak ise çok hoş bir duygu.

Mila'nın merakından, fotoğraf çekmesinden ve benim ona devamlı  bir şeyler anlatmamdan yabancı olduğunu anlayan bir usta, eline bir parça lületaşı tutuşturup yontmayı denemesini istedi.

Mila'nın yüzündeki ifadeyi görmeliydiniz...

 Hemen her atölyede benzer dialog ve deneyimlerle atölyeleri bir bir dolaştık. Daha doğrusu, Mila hediyelik ufak bir şeyler almaya istekliydi ama çeşit bolluğu karşısında karar vermesi uzun sürüyordu. Hal böyle olunca da atölye veya dükkan sahibi ile sohbete girmek neredeyse kaçınılmazdı.


Atlı Hanın zemin katındaki minderli sedirlerde oturup buram buram kokan taze demli çaydan içmemek olmazdı. Bakır tepsilerde  ve ince belli bardaklarda gelen çaylarımızı yudumlarken geçmiş zamanları hayal etmemek mümkün değil bence.

 


Çağdaş Cam Sanatları müzesinde de harika çalışmalar var. Yapımlarındaki tekniği, zorluğunu bilemiyorum ama görsellik olarak çok etkilendiğim eserler oldu.

Dolaşırken hoş bir sürprizle karşılaştık. Yeni evlenen bir çift tarihi kent dokusunda fotoğraf çektiriyordu. Mutluluklar dileyip yürüyüşümüze devam ettik.

Bir sokağa döndük ki ne görelim...
Eskişehir' li marifetli hanımların el işlerini sergileyip sattıkları pazar varmıııış... Sadece Pazar günleri kuruluyormuş, bize de denk geldi. Neler olduğunu saymayayım, zaten tahmin edersiniz. Üstelik, 15 yıldır görmediğim, izini kaybettiğim aile dostumuz bir hanımla karşılaştım. Telefon numaralarımızı aldık, görüşmeye sözleştik.



Odunpazarından ayrılıyorduk ki gökyüzünde sıra dışı  hareketlilik başladı. Gerçi biz Eskişehir'liler jetlerin sık sık uçmasına alışığız. Hatta derler ki jetler geçerken biri kafasını kaldırıp bakıyorsa Eskişehir'de yenidir.
Ama bu sefer Dünya Şampiyonu akrobasi takımı Türk Yıldızları' nın gösterisi başlamıştı. Kırmızı kanatlarıyla renkli dumanlar saçarak mermi gibi uçuyorlardı.


Yediler parkından aşağıya doğru, Hamamyolu caddesinden yürüdük. Rengarenk laleler artık geçmeye yüz tutmuştu.









Mila, bu kedi evini görünce çok şaşırdı ve fikre bayıldı. Kedileri çok sever, evinde  de kedi besliyor.



Hamamyolu caddesinde yürümeye devam ederken, Liseler arası tiyatro yarışması için Eskişehir' e gelen öğrencilerin toplu yürüyüşüne rastladık.









 Eve gidip karnımızı doyurup biraz dinlendikten sonra  tekrar çıktık. 

Bugünü de Kentpark' ta dolaştıktan sonra, gölet üstü kafede koyu sohbetle tamamladık.




Arkası yarın....

20 Mayıs 2013 Pazartesi

YABANCI GÖZÜYLE ESKİŞEHİR ( Köprübaşı ve Adalar )

Merhabalar herkese !

Yaklaşık 3 hafta oldu, blogumdan ve sevgili blog komşularımdan uzak kaldım. Büyük yoğunluk ve tatlı yorgunlukla geçen bu günlerde bir taraftan da buralarda neler olup bittiğini merak ediyordum.

Yurt dışından, daha çocukluğumdan tanıdığım ve çok sevdiğim bir arkadaşım geldi. Türkiye' ye ilk defa geldiğinden ayrıca Türkiye ve Türkler hakkında bazı ön yargıları olduğunu bildiğim için kendimi Türkiye' yi tanıtmakla görevli addettim. Bu amaçla önceden bazı hazırlıklar ve gezi programı yaptım ki az zamanda çok yer gezelim görelim diye.

Geçen yıl ben ona misafir olmuştum. Birlikte epey müze ve galeri gezmiştik, dikkatini çeken Türk yazarar ve film yönetmenleri hakkında konuşmuştuk. Türkiye' ye giden arkadaşlarından duyduğu çok olumlu yorumlardan dolayı çok merak ettiğini ve gelmek istediğini söylüyordu. Elbette benim ısrarlı davetlerime de karşılık vermek istiyordu ama onu buralara getiren asıl sebep çok daha başka biriydi : Mevlana Celaleddin-i Rumi.

Hakkında epey araştırmış, okumuş ama en son okuduğu Elif Şafak'ın Aşk romanı belki de bardağı taşıran son damla olmuş. Mevlana ve Şems'in yaşadığı yerleri görmek ve dervişlerin izlerini sürmek için Konya, Ankara ve Kapadokya'yı kapsayan bir turla Türkiye'ye geldi ve dönüşte Eskişehir'de turdan ayrılarak misafirim oldu. 
 








Otogarda kucaklaştıktan sonra eve gitmek üzere tramvaya bindik. Büyük merakla her şeyi dikkatle izliyordu. Şimdiye kadar gezdiği yerlerden çok etkilendiğini söylüyordu. Gördüğü her şey ona çok farklı ve ilginç geliyordu. "Burada nehir var!" dediğinde Porsuk çayı ile tanışmıştı bile.






Evde biraz dinlendikten sonra Köprübaşı ve Adalarda gezintiye çıktık. İlk dikkatini çeken şeyleri sıralamaya başladı : "Sokaklar, heryer çok kalabalık. Özellikle gençler nekadar çok. İnsanlar nekadar sakin, huzurlu görünüyor ve çok güleryüzlüler." Ben dayanamadım : "Burada gördüğün huzur ve sükuneti sakın İstanbul'da arama, hem orası çok daha kalabalık olacak." dedim.



 

Adalar turundan sonra Kızılcıklı caddesine çıktık ve Kanatlı AVM' nin giriş katındaki kafede güzel manzaralı bir masaya yerleştik. Ailelerimizi, çocuklarımızı, yaptıklarımızı konuşa konuşa akşamı ettik. Bahaneyle yabancı dilim tazeleniyordu. 

                                        




Arkası yarın, dileyen gezimize katılabilir...                                                                          
                                                                                

                                                                             





28 Nisan 2013 Pazar

KEDİLİ MUTFAK ÖNLÜK TAKIMI


Mutfak önlükleri yaptıkça hemen gidiyorlar. Ben de mutlu oluyorum tabii. Ama nasıl hissediyorum bıliyor musunuz...
Onları yaparken önce düşünüyor, tasarlıyor, dikiyor, işliyorum ya; Emeğimle birlikte enerjimin de onlara yüklendiğini ve gittikleri yerlere de bu enerjiyi taşıdıklarını ve bu şekilde daha geniş alanlara ulaştığımı düşünüyorum.

"Bu kadın kafayı yemiş " dediğinizi de duyar gibiyim :)  Neyse lafı fazla uzatmadan yeni önlüğümü tanıtayım. Bu seferki esin kaynağım sevimli kedi yavruları oldu.

Önlüğün etrafını, kendim kesip hazırladığım koyu kahverengi biye ile çevirdim. Aplikeleri yine kumaştan keserek nakış ipliği ile elde aplike yaptım. Eldiven ve tutacaklarda ayrıca elyaf kullandım.

Bunlar da esin kaynağım olan kedicikler.

15 Nisan 2013 Pazartesi

KÖŞE DÖNEN HALI GÖRDÜNÜZ MÜ ?


Ben gördüm ! 
Daha doğrusu yaptım,  öyle gördüm. Hatta, moda deyişiyle " Yaptım, oldu! "

Peki nereden icap etti, derseniz... Zaten icatlar hep ihtiyaçtan doğar, değil mi. Benimki de öyle oldu. 
Evin girişine portmanto dolabı yaptırınca, girintili çıkıntılı bir koridor ortaya çıktı. Koridora yolluk halı koyunca giriş kapısının önünde boşluk kalıyordu. Paspas koydum, sakil durdu. Ne yapsam, ne yapsam derken yolluğa köşe döndürmeye karar verdim. 
Ben sonuçtan çok memnunum, bakalım siz nasıl bulacaksınız...








Yolluğu girişin ölçülerine göre falçatayla kestim. Sönra her iki parçaya 45 derecelik açıları işaretledim ve kestim. Oradaki kolon girintisini de kesip çıkarttım. Son olarak  iki halı parçasını ince misina ( hayalet ip ) ile birbirine kabaca diktim. Böylece kaymalarını  önledim veeee yolluğum köşeyi dönmüş oldu.







 


 

5 Nisan 2013 Cuma

HEDİYENİN ÇANTASI DA ÖZEL OLSUN







Tatlı yiyelim tatlı konuşalım, denir ya...
İşte ben de size bu kadar tatlı, nefis ve zevkli bir hafta sonu dilerim. Tadını doyasıya çıkarın.






Birkaç gün önce bir aradaşıma gittim.     Giderken, onun için özel olarak hazırladığım hediyemi de götürecektim. Güzel bir paket yapmıştım ama nasıl bir poşete veya çantaya koysam diye düşünüyordum. Vakit de daraldı, ne yapsam ne yapsam diyordum ki sevgili Senaat'te gördüğüm fikir aklıma geldi. 
Bir ayakkabı markasının karton çantasındaki yazıyı ambalaj kağıtlarından kestiğim kalplerle kapattım. Senaat' inki çok daha özenliydi aslında. Farklı  kumaşlardan kestiği irili ufaklı kalplerle süslemişti. Ama benim o kadar vaktim yoktu, hemen çıkmam gerekiyordu.
Alel acele de olsa, hediyem için özel bir çantam olmuştu ve bu kurtarıcı fikir için sevgili Senaat'e (senaateseri.blogspot.com ) çok teşekkür ediyorum.











Bendeki blog aşkına bakar mısınız... Onca telaşım arasında, gene de fotoğraflamadan evden çıkmamışım. O an neredeyse otomatiğe bağlı olarak yapmışım ki çok farkında değilim. Yayını hazırlarken aklıma geldi ve kendime hayret ettim, vay vay vayyy...




1 Nisan 2013 Pazartesi

KUŞ EVLİ KAPI SÜSÜ veya PANO


Merhaba, herkese güzel bir gün, mutlu bir hafta diliyorum.

Ben keçe işlerini çok sevdim, zevk alarak yapıyorum. Belki de böylesine zevk alma sebebim, sadece bir takım figürleri yapıp yanyana yerleştirmediğimdendir. Çünkü her yaptığım işin bir hikayesi var. 
Mesela bir kapı süsü yaparken kapısını süsleyeceği aileyi gözümün önüne getiriyorum. Ailedeki kişileri, yaşlarını, durumlarını düşünüyorum ve bende uyandırdıkları çağrışımlar sonucunda onlarla özdeşleştirdiğim bir kompozisyon tasarlıyorum. Renklere de bu kompozisyona bağlı olarak karar veriyorum. 
Üç boyutlu tablo gibi ince ince çalıştığım için aslında kapı süsünden çok pano olarak da değerlendirilebilirler.

Vee  yeni yaptığım kapı süsünü takdim ederim. Umarım sizler de beğenirsiniz...



















Diğer kapı süslerimi merak ederseniz, buraya tıklayarak görebilirsiniz.
Hoşça kalın, hepinize sevgiler.

25 Mart 2013 Pazartesi

PEMBE, GÖNLÜM SENDE


Havalar nasıl olursa olsun, bu haftanız çok güzel olsun !

Sabahtan beri yorulmuşunuzdur, hadi biraz ara verin. Size güzel bir çay demledim.

Siz çayınızı içerken sehpa örtüme de bir göz atın. Yine ilkokul yıllarımda yaz tatilinde yaptığım etamin işlerinden. Etamin işlemeye başlama hikayemi ve diğer örtülerimi burada ve burada bulabilirsiniz.

Hoşça kalın.











 



18 Mart 2013 Pazartesi

GÜPÜR DANTEL YELEK


Güzel ve keyifli bir hafta olsun !

Bir dantel modasıdır gidiyor. Nereye baksam, dantel var. Modayla pek haşır neşir olduğumu söyleyemem ama ister istemez gözüme çarpıyor. E göz görünce de gönül istermiş.
Diğer taraftan, benim gibi azıcık dikiş bilenlerin bir dezavantajı var ; Vitrinde bir şey hoşuma gidiyor, "Aa ne güzelmiş, alsam mı? " diye aklımdan geçirdikten sonra "Ama ben bunu dikebilirim." geliyor. Devamında " Benim diktiğim aynısı olmaz ki.", "Ama benim diktiğim tek olur, başka kimsede olmaz."....Böyle bir monolog sonunda galip gelen fikir uygulanır. 
Aynı şeyleri tekrar yaşamadan evdeki kumaşlarıma bir bakayım dedim. Pembeli beyazlı ebruli bir güpür dantel parçası gözüme çarptı. İlk defa görmüyorum elbet ama her defasında, " Güzel ama bu kadar ufak parçadan ne olur ki." deyip geçerdim. 
Bu sefer, dantelin rengine uygun pembe bir saten kumaşla yan yana getirdim ve bunları nasıl kombinleyebilirim diye düşünmeye başladım. Dantelden neredeyse kırpıntı bile kalmamacasına bu yeleği diktim. Özel günlerde beyaz gömlek üzerine giyiyorum.
Elbet mağazadan alınanlar gibi durmuyor ama kendi tasarım ve emeğimi giymek ayrı zevk. Ayrıca evdeki kumaşlardan ikisini eksiltmiş oldum.